Hastalık genellikle çarpık düşünme, halüsinasyonlar, korku ve paranoya içerir. Medya, TV şovları ve filmlerdeki hikayeler, şizofreni hastalarını agresif ve tehlikeli şekillerde betimlese de gerçekte durum böyle değildir. Şizofreni hastaları, bölünmüş hallere veya çoklu kişiliklere sahip değildir ve çoğu hasta, şiddete eğilimli değildir. Bu hastalar, toplum içinde arkadaşları ve ailesi ile birlikte yaşamlarını sürdürebilir veya tek başlarına tedavi desteği alabilirler.
Şizofreni, diğer birçok psikiyatrik bozukluğa kıyasla alevlenme ve remisyon dönemleri şeklinde ilerleyen, hastanın mesleki ve sosyal yaşamında çok daha fazla olumsuzluk yaratan bir bozukluktur. Hastalık kötüleştiğinde gerçek ile gerçek olmayanı ayırt etmenin mümkün olmadığı açıktır. Bu duruma psikoz denir ve şizofreni, en ciddi akıl hastalıklarından biridir. Semptomların şiddeti kişiden kişiye değişir ve semptomların şiddetine bağlıdır. İlaç almama, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı, şiddetli stres gibi etkenler durumun şiddetini artıran etkenlerdir.
Şizofreni hastalığında da birçok bozuklukta olduğu gibi erken evrelerde semptomlar hafiftir ve bu noktada hastanın ailesi ilk önce bir şeylerin yanlış olduğunu fark edebilir. Şizofreni hastalığının belirtileri arasında çeşitli duygusal, düşünce ve davranışsal sorunlar yer alır. Sanrılar, halüsinasyonlar, kaotik konuşma ve kendini ifade edememe gibi sorunlar yaygındır. Bunun dışında şizofreni belirtileri şunlardır:
Şizofreninin kesin nedeni bilinmemektedir. Ancak beyin kimyasındaki, genetikteki ve çevresel faktörlerindeki bozuklukların hastalığın gelişiminde rol oynadığı bilinmektedir. Ailesinde şizofreni veya başka bir akıl hastalığı öyküsü olan kişilerde bunu geliştirme olasılığı daha yüksektir.
Hastalığın etiyolojisini araştırmak için yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında, şizofreni hastalarının beyin ve merkezi sinir sisteminin yapısının sağlıklı bireylerden farklı olduğu sonucuna varılmıştır. Dopamin ve glutamat gibi nörotransmitterlerle ilgili problemlerin beyin kimyası bozukluklarından sorumlu olduğu düşünülmektedir.
Bilim dünyası, şizofreni hastalarının sinir sisteminde görülen bu farklılıkların anlamlı olup olmadığı konusunda ortak bir karara varamamış olsalar da şizofreninin bir beyin hastalığı olduğu düşünülmekte ve konuya ilişkin araştırmalar son hızda devam ettirilmektedir.
Şizofreni teşhisi, genellikle yakınları tarafından sorunları fark edilen hastaların psikiyatri kliniklerine sevk edilmesiyle konur. Şizofreniye benzer semptomları olan birçok akıl hastalığı olabileceğinden, uzmanlar şizofreni teşhisini test, tarama ve şizofreni, felç belirtilerini kullanarak koyar.
İlaç bağımlılığı, alkol tüketimi ve bazı ilaçların yan etkisi de hastalığın belirtilerine yol açabileceğinden, sorunun böyle bir nedene bağlı olup olmadığının araştırılması önemlidir. Tanıyı netleştirmek için hastaya fizik muayene ve testler, psikiyatrik değerlendirme, kan testleri ve görüntüleme yöntemleri uygulanabilir. Tüm bu uygulamalar sonucunda şizofreni tanısı almış kişilere hastalığın şiddeti de dikkate alınarak tedavi kursu planlanmaktadır.
Şizofreni, yaşam boyu tedavi gerektiren kronik bir hastalıktır. Ancak semptomları önemli ölçüde ortadan kaldırmak için ilaçlar (antispsikometik) kullanılır. Antibiyotikler, tedavinin temelini oluşturur. Bu ilaçların beyindeki nörotransmitter dopamine etki ederek semptomları hafiflettiği düşünülmektedir.
İlaç tedavisinin temel amacı, hastalığın neden olduğu semptomları ortadan kaldırmak ile bireyin sosyal, psikolojik ve fizyolojik açıdan sağlıklı bir insanın yaşamına daha yakın yaşamasını sağlamaktır. Şizofreni tedavisi, bir ömür boyu sürer. Bu nedenle başka bir hedef, ilacın mümkün olan en düşük dozu ile tedaviye devam etmektir. Bir psikiyatrist tarafından düzenli hasta takibi yoluyla, ilaç türü, dozu ve kullanım sıklığı gerektiği gibi değiştirilebilir. Antidepresanlar ve anksiyolitikler de kombine şeklinde kullanılabilir. Bu tür ilaçların tamamen etkili olması, 34 hafta kadar sürebilir.
Tedavi amaçlı kullanılan ilaçlar, ciddi yan etkilerinden dolayı genellikle hastalar tarafından tercih edilmez. Bu noktada, hastanın tedaviye iş birliği yapma isteği göz önüne alındığında ilaç alımına, dirençli hastalarda ilacın enjeksiyon yoluyla verilmesi tercih edilebilir. Kişiye özel terapi, aile terapisi, sosyal beceri eğitimi ve mesleki rehabilitasyon gibi ek tedaviler sayesinde ilaç tedavisine ek olarak hastanın sağlıklı bir yaşam sürmesi sağlanabilir. Uygun tedavi ve sürekli takip bakımı ile şizofreni hastaları, normal ve sağlıklı insanlar gibi başarılı ve üretken bir yaşam sürdürebilirler.
En Çok Okunan Haberler